DOĞA NE VERİRSE ONU ALIRSIN
Kapitalizm ekolojik krizin yavaş yavaş (!) farklı yönlerinin ortaya çıkmasıyla yeni çözüm önerileri getirmeye çalışıyor. Bunlardan biri de alternatif enerji. Aslında petrol kriziyle ivme kazanan bu yenilenebilir enerji araştırmalarının yıldızları, içerdikleri birçok olumluluk -hem ekonomik hem de ekolojik açılardan- nedeniyle parlamaya devam ediyor. Tabi Türkiye gibi kuzeyin çöplük olarak kullandığı ülkelerde bu tip konulara fazla önem verilmiyor. Aydınlanmanın ve ilerlemenin öncüleri olan üniversitelerimizde de çok az çalışma yapılıyor. Zaten teknik üniversitelerdeki eğitim tam bir embesilleştirme operasyonu. Bilgiler yaşamdan o kadar koparılmış ki yabancılaşmanın en yoğun yaşandığı eğitim kurumu olduğu söylenebilir. Bu kurumun içersinde yer alanların bu konularda teknik kaynak bulması da çok zor. Yazıyı yazma sebeplerimden biri de bu. Öncelikle alternatif enerji türlerini kısaca incelemeye çalışalım.
Güneş
Dünyadaki yaşamın kaynağı olan güneş enerjisi, milyarlarca yıldır evrim süreci tarafından -bir açıdan -bilinçli bir şekilde kullanılıyordu. Son yüzyıldaki yeni yaklaşımlarla insanlar tarafından da farklı enerji türlerine dönüştürülmeye başlandı. Yerküre üzerine metrekareye düşen enerji miktarı yaklaşık olarak 1000 kilowat. Günün faklı saatlerinde ve farklı enlemlerde veya sezonsal olarak alınabilen enerji miktarı değişiyor. Genel olarak iki tür yöntem var.
a) Güneş termal
Evlerin çatılarında gördüğümüz ısıtıcılar bunlara örnek. Geniş yüzeyli borular içersinden bir akışkan geçiriliyor (genellikle su). Işınların yüzeyden geçip geri yansımaması için saydam bir plaka kullanılıyor. Alt bölümde de yalıtkan bir malzeme. Üretimi oldukça kolay. Gerektiğinde bir elektrik motoruyla su geri beslenebiliyor. Yöresellik önemli olmakla birlikte büyük ölçüde evlerde ısıtma amacıyla kullanılıyor. Bir binanın –hastane gibi- tüm ısıtmasının bu şekilde yapıldığı birkaç örneğe de rastladım.
Farklı bir yöntem de güneş ışınlarının belli noktalarda yoğunlaştırılarak yüksek sıcaklıklara ulaşılması –600 derece gibi- ve bu sıcaklıkla aracı bir akışkan yardımıyla türbinlerin döndürülmesi ve elektrik elde edilmesi. Bu yötemin avantajı birim enenrji için daha az malzeme kullanılması. Ancak çok daha karmaşık bir yapı olduğundan gerek sistemin kurulum aşamasında gerekse enerji üretimi sırasında karmaşık emek örgütlenmelerine ihtiyaç duyuyor. Kısacası güneş alan bir yere biz kendi başımıza küçük bir su ısıtıcısı yapabiliriz veya belki bir evin ısıtma sisitemlerini oluşturabiliriz ancak bir türbin tasarlayamayız en azından şu anda.
b) Güneş pilleri
Teknik yazında fotovoltatik pil (pv) olarak geçiyor . Temelde yarı-iletken teknolojisiyle ilintili. Bu yüzden üretimi bugün için çok sorunlu. (Bu teknoloji entegre ve içerdiği bileşikler doğa düşmanı)
Hemen sorduğunuzu duyar gibiyim. Öyleyse neden inceliyoruz, işmiz olmaz!…Öncelikle panelden anında elektrik elde ediliyor. Birkaç on sene gibi çok uzun ömürleri var. Yaklaşık verimleri %10-20
(laboratuvarda iki katı) arasında, 1*1,5 boyutlarındaki 600$’lık bir panelden 85watt gücünde elektrik elde edilebiliyor. Üretimindeki sorunlar aşılabilirse -küresel ısınmada göz önüne alınırsa- geleceğin en sorunsuz enerjilerinden biri. Bir kere üretiyorsunuz hiç müdahale etmeden –bakım, kontrol gibi- yıllarca kullanıyorsunuz. Çok farklı çeşitleri var ve kullanımı sürekli artıyor.
Rüzgar
Türbin kanatlarına çarpan rüzgar bunları çeviriyor ve mekanik enerji de dinamolar yardımıyla elektriğe dönüştürülüyor veya doğrudan kullanılıyor. Rüzgar enerjisi hızının kübüyle orantılı. Bu yüzden hız yaşamsal bir öneme sahip ( İki kat hız sekiz kat enerji demek ). Düzlüklerde, kıyı boylarında, dağ yamaçlarında genellikle rüzgar hızı daha yüksek. Pek çok durumda yükseklik arttıkça hız da artabiliyor bu yüzden yüksek kuleler tercih ediliyor. Yine güneş kaynaklı olan rüzgar enerjisinde de bölgesel özellikler ön plana çıkıyor. Günün farklı anlarında rüzgar hızları farklı olduğundan elde edilen enerji de çok farklı hatta pek çok zaman hiç (çalışma zamanının ancak %20-30’u ). Türbini çalıştıran en düşük hız da önemli. Tasarımı biraz uğraştırıcı hatta bazı durumlarda oldukça karmaşık. Türbin yerleştirilmek istenen yerde bir süre ölçüm yapılması gerekiyor. Yatay ve dikey olmak üzere iki tip rüzgar türbini var. En ucuz eneji olduğu söylenebilir. Genellikle kuyulardan su çekmek için kullanılan dikey türbinlerin üretimi oldukça kolay (Bir de bana sorun kaç aydır uğraşıyorum ancak ortada pek birşey yok!). Çok basit tasarımlarda birkaç yüz watın üstüne çıkmak oldukça zor. Megavatlar mertebesine ulaşmaya çalışan tasarımlar da var. Kuşların rüzgar türbinleriyle arası pek iyi değil.
Bioenerji
Fotosentez sonucu bitkilerin oluşturdukları kimyasal enerji farklı biçimlerde ortaya çıksa da genel olarak bioenerji adıyla anılıyor. Ağaç kütüğü, organik artık ve çöpler, özel olarak enerji elde etmek üzere yetiştirilen bazı bitkiler -ki bunlara genel olarak biokütle denmekte - , fındık kabukları, yapraklar, ve benzeri pek çok şey bu grupta değerlendiriliyor. İşlem oldukça basit. Bu organik yapılar yakılıyor ve sonuçta enerji açığa çıkıyor. Yanmanın da farklı çeşitleri var, doğrudan yanma, oksijensiz yanma, hidrojenle yanma gibi. Yanma sonucu zararlı atıklar ortaya çıkmıyor, ancak karbondioksit açığa çıkıyor. Yakmak için ürün yetiştirmek toprağın fakirleşmesine yol açmaz mı? 3.dünyada en fazla kullanılan enerji türü.
Jeotermal enerji
Yerkürenin altındaki ısının yüzeye yakın bölgelerdeki suyu ısıtması ve bu ısıdan bir şekilde yararlanılması ana yaklaşım. Kaynağın kapasitesine göre küçük bir santral kurulabilir. Kurulum süresi oldukça kısa. Çevre kirliliği çok az. Küçük ölçekli uygulamalardaysa evlerde ısı pompalarının çalıştırılmasında kullanılıyor (Isı pompası dış ortamdan hava -ve dolayısıyla ısı- alan ve iç ortamın sıcaklığını değiştiren çok ekonomik bir iklimlendirme makinesi.). Yüzeye su çıkmıyor aksine yer altına –dikine- 30-100 metre uzunluğunda boru yerleştiriliyor. Boruda bulunan sıvı ile yer altındaki su birbirine karışmıyor yalnızca ısı alışverişi yapıyorlar. Pasifik okyanusunun çevresi jeotermal açıdan oldukça zengin.
Küçük su gücü
Akarsuların üzerinde kurulan farklı boyutlardaki santrallerden elde ediliyor. Suyun içerdiği enerji debisinin ve düşüşünün fonksiyonu. Büyük hidroelektrik santrallerin tersine su biriktirmek için baraj yapılmıyor sonuç olarak ekolojik tahribat ortaya çıkmıyor. Özellikle suyun yönünü değiştirmeyen santrallerin doğayla oldukça uyumlu olduğu söylenebilir. Tabi bazı sorunlar da yok değil. Örneğin somon balıkları yumurtlamak için akıntıya ters yönde yüzüyorlar. Bu dostlarımız için ek bazı çözüm önerileri gerekli. Yeni Zelanda Waikaremoana’daki Pripau gölünde 40 megawatlık bir santral var.
Deniz seviyesinden 610 metre yükseklikte doğal bir barajgölüne sahip bu santral çevresinde balıkçılık, avcılık ve su-kayağı da yapılmakta.
Sanayi toplumunun bir ara ümidi nükleer enerjiydi. Ama süreç bu enerji türünün kapitalizm için bile çok fazla riskli olduğunu gösterdi. Fosil yakıtlar bitiyor paranoyası -artık şüpheye düşmeye başladım- sonucu bu sürdürülebilir enerji modası aldı başını gidiyor. Kapitalizm için en güzel şey bu kaynakların hiçbir zaman tükenmeyecek olması ve biraz da çevre yönü. Buna karşın efendisizler açısından alternatif enerjinin farklı bir önemi var. Dikkat edilirse hepsinin ortak özelliği yerelliklerin ön plana çıkması. Ve özellikle rüzgar için, doğa ne isterse onu veriyor bir anlamda. Klasik enerjilerdeki gibi önceden ne elde edilebilineceğini kestirmek mümkün değil. Bu teknolojinin rasyonelliğiyle karşıtlık içeriyor. Doğayla insan arasındaki ilişkinin tekrar organik toplumlardaki duruma getirilmesinde, çeşitlilik içinde birliğin sağlanmasında etkili olabilir. Ve bu alternatif enerji kaynakları bugün kullanılan klasik biçimlere göre daha aktif ve ekolojik dengeye uygun. Binlerce yıl önce oluşmuş organik artıklar değiller örneğin hareket içeren şeyler. Bu da doğayı kaynak olarak gören bakış açısından doğayla organik bütünlüğü esas alan bir bakış açısına geçmemizde etkili olabilir.
Özgür komünlerin enerji gereksinmeleri muhtemelen yukarda bahsedilen alternatif enerji yöntemleriyle karşılanacak. Alternatif enerji merkezi bir örgütlenme gerektirmiyor aslında en önemli özelliği de bu. Merkezileşme büyük oranda hiyerarşi tehtidini de beraberinde getiriyor. Şu da bir gerçek ki enerji sistemleri basitleştikçe üretimi kolaylaşıyor, uzmanlaşma gereksinimi azalıyor, inşa için (gerek tasarım gerekse üretim olarak ) örgütlenmesi gereken birey sayısı da azalıyor –hatta bazen bire inebilir – ancak elde edilen enerji azalıyor bu belki çok önemli olmayabilir ama, maliyet artıyor. İlk bakışta özel mülkiyetin olmadığı bir toplumda maliyet artıyor da ne demek denilebilir. Ancak bunun anarşist toplumdaki karşılığı daha fazla malzeme daha fazla tüketim ve doğaya daha fazla zarardır. Daha kapsamlı araştırmalar gerekiyor.
Uygulamaya koyacağımız eko-komün denemelerinde bu enerji sistemlerine ihtiyacımız olabilir. Şu an için sayaçlarla oynamak en iyi çözüm gibi görünüyor, yarın için belki daha farklı. Öncelikli olarak bir bilgi ağı örgütlemeyi öneriyorum. Belki yalnızca bu konuda da değil gereksinme duyduğumuz diğer konularda da veya daha genel bir ağ.








İzmir Dikili Belediyesi 01.11.2007 tarihinde Kaz Dağları'nda süren
altın arama faaliyetlerine ilişkin olarak bir basın açıklaması yaptı.
Söz konusu basın açıklaması metnine aşağıda yer veriyoruz.
24-27 Ekim 2007 tarihleri arasında düzenlenen 7. Ulusal Çevre Mühendisliği Kongresi Sonuç Bildirgesi aşağıda yer almaktadır.














